Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar İçin Dayanışma Ağ
7/6/2008 · Kategori: KADIN HAKLARI
Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu 2001 yılında Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgelerinde bir insan hakkı olarak cinsel ve bedensel hakları savunan ve bu konuda aktif olarak çalışan örgütler, aktivistler ve akademisyenler tarafından bir dayanışma ağı olarak kuruldu. 2004 yılında Güney ve Güneydoğu Asya’da aynı konuda çalışan örgütlerin de katılımı ile iki bölgede paralel çalışmalar yürütmeye başlayan dayanışma ağı şu anda Lübnan, Ürdün, Fas, Tunus, Cezayir, Türkiye, Mısır, Yemen, Filistin, Pakistan, Endozeya, Malezya, Filipinler ve Bangladeş’ten 35’in üzerinde örgütten oluşmaktadır.
Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu cinsel, bedensel ve doğurganlık haklarının herkes için temel insan hakkı olduğunu, ve herkesin, ayrımcılağa maruz kalmadan cinselliği, bedeni ve doğurganlığı üzerinde özgür bir şekilde karar verebileceğini savunur ve bu doğrultuda çalışmalar yapar. Yaptığımız çalışmalar, cinsellik alanında yaşadığımız ayrımcılığın ve hak ihlallerinin paralel olduğunu, bölgedeki sosyopolitik koşullar, militarizm ve savaş, yükselen köktendinci ve milliyetçi hareketlerin, cinsel ve bedensel haklarımızı kısıtladığını, cinsellik alanında hak ihlallerine yol açtığını ve bu ihlalleri meşrulaştırdığını, ve ancak dayanışma içinde haklarımızı savunabileceğimizi göstermiştir.
Çalışma alanlarımız arasında cinsellik, cinsel haklar üzerine çeşitli konularda toplantılar; seminerler ve atölye çalışmaları düzenlemek; yayınlar ve araştırmalar yapmak, Müslüman toplumlarda cinsel haklar için kampanya ve eylemler geliştirmek, ulusal alanda yapılan çalışma ve kampanyalara dayanışma ağı olarak destek olmak, cinsel haklar konusunda yasal reformlara önayak olmaya çalışmak, Birleşmiş Milletler nezdinde cinsel, bedensel ve doğurganlıkl hakları için savunuculuk yapmak yer alır.
Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Dayanışma Ağı, toplumsal cinsiyet, vatandaşlık, sınıf, yaş, din, medeni hal, etnik kimlik, cinsel yönelim, zihinsel ve fiziksel yeterlik gözetilmeksizin tüm insanların bedensel ve cinsel bütünlük ve otonomi hakkına ve kendi cinsellik ve doğurganlıklarıyla ilgili her konuda özgürce karar verme hakkına sahip olduğu temel ilkesi üzerine kurulmuştur.
Temel Değerler:
-
Cinsel ve bedensel haklar; tüm insanların doğuştan sahip olduğu özgürlük, saygınlık ve eşitliğe dayalı evrensel insan haklarıdır.
-
Cinsel ve bedensel haklar, kadının insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayata geçirilmesi için esastır. Bu hakların geliştirilmesi demokrasinin geliştirilmesinde hayati önem taşır.
-
Kadınların insan haklarını kısıtlayan veya ihlal eden; kadın sünneti, namus veya ihtiras adına işlenen suçlar, kadınların ve çocukların kaçırılması veya ticareti, erken ve zorla evlendirme, çeyizle ilgili şiddet ve ölümler, kezzap saldırıları, hareket özgürlüğünün kısıtlanması ve geçici evlilikler gibi tüm zararlı geleneksel veya töresel uygulamaların ortadan kaldırılması için kanun yapmak, uygulamak ve geliştirmek ve gerekli önlemleri almak tüm hükümetlerin görevi ve sorumluluğudur.
-
Kadınları ve kızları; tecavüz, evlilik içi tecavüz, cinsel taciz, cinsel sömürü ve kadın ve kız ticareti gibi cinsel şiddet dâhil her çeşit şiddetten korumak için kanun yapmak, uygulamak ve geliştirmek ve gerekli önlemleri almak ve cinsel şiddete maruz kalmış kadın ve kızların tekrar mağdur edilmesine yol açan tüm kanunları feshetmek bütün hükümetlerin görevi ve sorumluluğudur.
-
Kadınların cinselliği ve bedenleri kendilerine aittir. Yasaların toplum düzeni ve genel ahlaktan önce ve esas olarak bireylerin hak ve özgürlüklerini koruması gerektiği ilkesi tüm yasal reform süreçlerine yansıtılmalıdır. Kadınların bedenlerini ve cinselliklerini erkeklerin, ailenin ve toplumun idaresine bırakan töresel uygulamaları meşru kılan tüm yasa ve politikalar feshedilmelidir.
-
Tüm bireyler kendi değerleri doğrultusunda cinsel bir hayat sürdürmek için eşit hakka sahiptir. Bu hak; kişinin kendi cinsel davranışlarını belirleme hakkının yanı sıra cinsel zevk ve arzu hakkını da içerir.
-
Tüm bireyler özgürce cinsel birliktelik kurma hakkına sahiptir. Bu; cinsel olarak aktif olmak veya olmamak kararını özgürce verme hakkının yanı sıra, evlenmek veya evlenmemek konusunda vereceği kararlarda özgür olmayı, boşanma hakkını ve cinsel yönelim hakkını içerir.
-
Ergenler dâhil tüm bireyler; ulaşılabilecek en yüksek standarttaki güvenli ve kaliteli cinsel ve doğurganlık sağlığı hizmetlerinin yanı sıra cinsel ve doğurganlık sağlığı konusunda pahalı olmayan, yeterli bilgilendirmeye ve kapsamlı cinsellik eğitimine eşit erişim hakkına sahiptir.
-
Kadınlar ve ergenler, kendi doğurganlıkları ile ilgili her konuda özgürce karar verme hakkına ve kendi üretkenliklerini kontrol etmek için pahalı olmayan, güvenli ve etkin yöntemlere erişim hakkına sahiptir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
KADININ MÜSLÜMAN TOPLUMLARDA CİNSELLİK VE İNSAN HAKLARI
7/6/2008 · Kategori: KADIN HAKLARI
Kadınların insan haklarını hayata geçirme mücadelemizde, sıklıkla kadın cinselliği üzerindeki ataerkil kontrol mekanizmaları ile çatışmamız gerekmekte. Bu kolektif mekanizmalar, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve eşitsizliğin, kamusal alan dahil birçok alana yayılması, meşru kılınması ve yeniden üretiminde çok önemli ve belirleyici rol oynamaktalar. İtiraz edilemez tabularmış gibi sunulan kuralları ile, insan hakları ihlallerini meşrulaştırır ve kadın cinselliğinin kontrolünde kullanılan halihazırdaki en güçlü araçlarından biri olarak iş görürler.
Cinsellik: Halen tartışmalı bir alan
Cinselliği sarmalayan ve muhafazakar siyasi güçlerin yükselişi ile desteklenen tabular, kadın cinselliği hakkında baskıcı kurgular ve hatalı anlayışlar üretmeye ve bunları beslemeye devam ediyor. Bu durum birçok kadının cinselliğe olumlu yaklaşmasını zorlaştırmak ve olumlu cinsel deneyimler yaşama imkanlarına ket vurmakla kalmıyor, aynı zamanda sağlık, eğitim ve hareket gibi temel hak ve özgürlüklerini ihlal edip sosyal, ekonomik ve siyasi alanlarda eşit katılıma engel oluyor.
Katolik ve Müslüman sağın benzeri görülmemiş işbirliği
Muhafazakar siyasi güçler kadının cinselliği üzerindeki kontrolü sürdürmek ve kuvvetlendirmek için sürekli artan bir azimle çalışıyorlar. Son on yılda kadınların bedenlerinin ve cinselliklerinin yoğunluğu giderek artan bir çatışma alanına dönüştürüldüğüne tanık olduk. Muhafazakar ve İslami sağ politik güçler hararetle kadın cinselliği üzerindeki geleneksel kontrol mekanizmalarını sürdürmeye ve güçlendirmeye çalışıyor ve hatta yenilerini üretiyorlar. 1990larda düzenlenen dört BM konferansı – Kahire'deki 1994 Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı (ICPD), 1995 Pekin Konferansı, 1999 ICPD Beş Yıllık Değerlendirmesi (ICPD+5) ve 2000 Pekin Konferansı Beş Yıllık Değerlendirmesi (Pekin+5) – Katolik ve Müslüman sağın benzerine daha önce rastlanmamış işbirliğine sahne oldu, amaç kadınların kendi beden ve cinselliklerini kontrol etme haklarına karşı çıkmak ve bu hakları kısıtlamaktı.
"İslami" adledilen törelere karşı mücadele
Bu bağlamda, Ortadoğu dahil Müslüman toplumlardaki namus suçları, zinayla suçlanan kadınların taşlanması, bekaret testleri, FGM (kadın sünneti) gibi bazı geleneksel kültürel uygulamalar son yıllarda insan hakları ihlalleri olarak Batı toplumunun ve medyasının artan ilgisini çekti. İslam hakkında ve Müslüman toplumların geniş çeşitliliği konusundaki bilgi eksikliği ve bu tür töresel uygulamaların İslami olduğunu iddia eden İslami sağın buna paralel yükselişi, ve İslam'ı indirgeme eğilimi, Batıda bu tür uygulamaların "İslami" olduğuna dair yanlış bir tanımlamaya yol açtı. Bu tasvir yanıltıcı olmakla kalmıyor, bu tür uygulamalara karşı mücadelelerinde bunların aslında İslamla hiçbir ilgisi olmayan töreler olduğuna dair toplumsal farkındalık yaratmaya çalışan Müslüman toplumlardaki kadın hareketlerinin çabalarına da kesin bir tezat teşkil ediyor. Son on yılda İslami köktendinci hareketler bu tür uygulamalarla daha önce hiç karşılaşılmayan toplumlara dahi İslam adı altında bu töreleri yaymaktalar.
Mücadelemiz: Küresel Muhafazakar Politikalara Karşı Koymak ve Cinselliği Çevreleyen Tabulara Meydan Okumak
Diğer yandan, aktivistlerin cinsel hakları insan hakları olarak savunma gayretleri dünya geneline yayılmakta ve güç kazanmakta, ve küresel muhafazakar politikalara karşı çıkıp cinselliği çevreleyen tabulara meydan okumaktalar. Ulusal ve uluslararası düzeylerde ve halk tabanında, cinsel ve doğurganlık haklarını hayata geçirmek için büyük gayretle mücadele eden kadınlar giderek daha çok seslerini duyuruyor ve çok sayıda platformda savunuculuk yapıyorlar. Son on yılda Müslüman toplumlardaki kadın STK'ları ve kadın hareketleri kadının cinselliğine ilişkin, namus suçları, cinsel zorlama ve şiddet, evlilik içi tecavüz, cinsel taciz, kadının hareketliliğinin kısıtlanması, tecrit, zorla/erken evlilik, "dayatılmış" giyim kuralları ve bekaret testi gibi uygulama ve tavırları yok etmek amacıyla savunuculuk yapıyorlar.
Kuruluşundan bu yana, KİH- Yeni Çözümler bütünsel bir yaklaşımla cinsellik ve cinsel haklar ile ilgili konular üzerinde çalışmaktadır; Müslüman toplumlarda cinsellik ise 1999'dan bu yana öncelikli program alanımız olmuştur. Kurucuları arasında olduğumuz Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar İçin Dayanışma Ağı, Müslüman toplumlarda cinsel ve bedensel hakların insan hakları olarak savunuculuğunu yapan STK temsilcileri, akademisyenler ve araştırmacılardan oluşan ilk dayanışma ağı olarak 2001'de çalışmaya başladı. Bu program çerçevesinde çeşitli yayınlar hazırlamak, savunuculuk ve lobicilik faaliyetlerinde bulunmak, BM düzeyinde savunuculuk yapmak, bölgesel ve uluslararası toplantılar düzenlemenin yanı sıra ilgili konularda eğitimler de gerçekleştirdik. Tüm bu çalışmaların nihai amacı ise Müslüman toplumlarda cinsel ve bedensel haklar ve sağlık konusunda farkındalığı artırmak ve bu hakların insan hakları olarak kabulü için savunuculuk yapmaktır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
TÜRKİYE’DE KADININ İNSAN HAKLARI
7/6/2008 · Kategori: KADIN HAKLARI
Hukukun üstünlüğü ilkesine dayalı demokratik bir düzenin gerektiği gibi işlemesinin temel koşullarından biri, bireylerin ya da toplumsal grupların, haklarını hem kendileri için hem de gerekli toplumsal değişimlere önayak olabilmek için kullanabilmeleridir. Diğer bir deyişle, böyle bir işleyiş, sistemin karar mekanizmalarıyla (yani devletle) yurttaşlar arasında tabi ve edilgen değil, etkin ve değiştirici; buyurucu değil haklara saygılı ilişkiler kurulmasını gerektirir. Haklara sahip çıkmanın ve kullanma kararlılığını göstermenin temel koşulu ise bireylerin haklarını eleştirel boyutta algılamaları ve içselleştirmeleridir. Bireylerin bu şekilde “hukuk devleti”nden hem yararlanabildikleri, hem de demokrasiye katkıda bulundukları bir sistemin yerleşmesi ülkemizde henüz tamamlanmamış olan bir süreçtir. Toplumumuzun ataerkil yapısı ve cinsiyet ayrımcılığı bu durumu özellikle kadınlar için daha da geçerli kılmaktadır. Cumhuriyet’in kurulmasından bugüne kadar kadınların, hukuk alanında kağıt üzerinde kazandıkları hakları, güncel yaşamlarında kullanabildikleri haklara dönüştürebilmelerini sağlayacak sosyal hizmetler ve örgütlenme girişimleri son derece kısıtlıdır.
Hukuk alanında eşitlik konusunda elde edilmiş olan kazanımların oluşturduğu avantajlı durum, eşitlikle ilgili sorunların zaten Cumhuriyet kurulurken çözülmüş olduğu anlayışıyla uzunca bir dönem, bir dezavantaja dönüştürüldü. Bu bakış öyle aşılandı ve benimsendi ki, 1926 Medeni Kanunu, ancak 75 yıl sonra değiştirilebildi. Hem yasalardaki hem de uygulamadaki yetersizlikleri, gerçek hayatta yaşanan acıları ve ayrımcılıkları takip etmek, dile getirmek, değiştirmeyi talep etmek en azından aydın çevrelerde 20-25 yıl öncesine kadar lüks olarak algılandı.
Bugün hâlâ bir çok kadının yaşamını anayasal haklar ya da Medeni Kanun değil, toplumsal ve dini gelenekler şekillendiriyor, ama bir yandan da artık bu durumu değiştirme talebi ve kararlılığı güçlü bir biçimde kendini hissettiriyor.
Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Vakfı, bir yandan yasa yapıcıları ve karar mekanizmalarını hedef alan çalışmalar yürütürken bir yandan da kadınlara yönelik, hak bilincinin oluşmasını ve eylemlilik kazanmasını, hakların kullanılmasını destekleyici çalışmalar yürütmekte.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Ailenin Korunmasına Dair 4320 Sayılı Kanun
7/6/2008 · Kategori: KADIN HAKLARI
|
TBMM Ocak 1998'de aile içi şiddete karşı yeni bir kanun çıkardı. 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun şiddete uğrayan kadınları, hiç zaman kaybetmeden şiddet ortamından uzaklaştırmak ve güvenceye almak için hazırlanmış bir yasal düzenleme. Buna göre:
Bu kanun, kadın hareketinin yaşamın her alanında, toplumun her düzeyinde 20 yıla yakın süredir yaptığı yoğun çalışma sonucunda elde edilmiş bir kazanım oldu. Özellikle Mor Çatı Vakfı ve Altındağ Kadın Dayanışma Vakfı bağımsız kadın sığınaklarının önderliğinde yürütülen aile içi şiddete karşı kampanya faaliyetleri konuyu sürekli olarak kamuoyunun gündeminde tutarken, Kadının İnsan Hakları Projesi-Yeni Çözümler Vakfı da sorunun yasal alandaki karşılığının bulunmasına yönelik çalışmalar yaptı. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
27/5/2008 · Kategori: KADIN HAKLARI
Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika'nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için grevler yapması olarak kabul edilmektedir.
Bu olaylardan 52 yıl sonra Danimarka'nın Kopenhag şehrinde düzenlenen Kadın Sosyalist Enternasyonal toplantısında 8 Mart 1857 de New York'ta başlayan, kadınların haklarını kazanılması ve kadınların birlikteliği mücadelesinin her yıl Kadın Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdılar.
Kadın hakları mücadelesinde 1975 yılı büyük özellik taşıyordu. Uluslararası Kadınlar Yılı olarak kutlandı. Bu yıl etkinlikleri içerisinde Birleşmiş Milletler 8 Mart gününü Dünya Kadın Günü olarak kutlamaya başladı. İki yıl sonra 1977 de, Birleşmiş Milletler genel toplantısında Kadın hakları, uluslararası barış günü olarak kabul edildi.
Bu kabulün altında iki temel neden açıklandı, Dünya barışının korunması, sosyal gelişim için ve temel insan haklarının kullanılması için kadınlarında eşitlik ve kendilerini geliştirmelerine olanak tanınması gereksinimi idi. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.
Dünya Kadınlar Günü kadınlar açısından çok daha farklı bir gün günümüzde. Kadın haklarının kazanılmasında nerelerden başlandığını ve bugünlere nasıl gelindiğinin hatırlanması içinde özel bir gün. Bir çok gelişmiş ülkede kadın hakları çok ilerlemeler göstermiş olsa da, ülkemizde ve gelişmekte olan ülkelerde kadın hakları ne yazık ki istenen seviyelerden oldukça uzakta. Dünya Kadın Günü dünya kadınları arasında da bir dayanışma ve deneyim değişimi günü.
Dünya Kadınlar Günü ülkemiz içinde de kadın haklarının kazanılması, iyileştirilmesi için konunun gündeme gelmesinde de önemli bir gün. Kadın haklarının ülkemizde kullanımı ne yazık ki homojen bir dağılım göstermiyor. Kazanılan deneyimlerin, tüm ülke sathına yayılması için yılda bir gün olsa da Dünya Kadınlar Günü bizim için ayrı bir önem taşıyor.
Dünya genelinde kadın haklarında son yıllarda meydana gelen artış dahi bir çok gerçeği değiştirebilecek nitelikte değildir. Dünyadaki en fakir insanların büyük bir çoğunluğu kadın, dünyadaki eğitim almamış insanların büyük çoğunluğu yine kadınlar. Kadınlar bugün ülkemizde de erkeklere göre %25 - 50 oranında daha az ücretle çalıştırılmaktadırlar.
Bu gün bir Dünya Kadın Günü olmasını sağlayan tarihteki bazı önemli kilometre taşlarını aşağıda veriyoruz:
1857 New York: kadınlar 12 saatlik günlük çalışma saatine, düşük ücrete karşı yürüyüşler yaptılar. Polis tarafından dağıtıldılar.
1908 New York: 15.000 kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan "Ekmek ve Gül " idi. Ekmek yaşama güvencesi, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.
1909 İlk Kadın Günü 28 Şubat ta kutlandı. Avrupa'daki kadınlar da Şubat ayının son pazar gününü Kadın Günü olarak kutladı.
1910 Clara Zetkin isimli bir Alman sosyalist kadın, kadın Sosyalist Enternasyonalinde Dünya Kadınlar Günü olmasını önerdi ve kabul edildi.
1911 Kophenag kararından sonra ilk kez 19 Mart ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme hakları yanısıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler.
Bu kutlamalardan 2 hafta sonra Triangel yangınında 140 kadın öldü. Bu olay Amerika çalışma kurallarını büyük ölçüde etkileyen bir yere sahiptir.
1917 Rus kadınlar " ekmek ve barış" için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Bu olay 8 Mart ta olmuştur ve daha sonra bütün Avrupa ülkeleri tarafından da kabul görmüştür.
1977 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak 8 mart'ı kabul etti.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::